Buradasınız: HomeARŞİV“EBEDİ GENÇLİĞİN SIRRI KEŞFEDİLDİ” DİYORLAR ! / ÇOLPAN IŞIN TANER

“EBEDİ GENÇLİĞİN SIRRI KEŞFEDİLDİ” DİYORLAR ! / ÇOLPAN IŞIN TANER

Çoğumuzun bu güne kadarki bilgilerimiz doğrultusunda bildiği gibi; hücrelerimiz yaşlandığında biz de yaşlanırız. Ancak bilim insanlarımız, evrimleşmekte olan insana ait hücrelerin de, evren kadar eski olan kimyasal süreçle bağlantılı olarak, hayatta kalmak üzere etkili bir şekilde  tasarlandığını belirtiyorlar.

Kök hücre çalışmaları da bunu desteklemektedir. Genetik olarak hücrelerimizin bizi etkilediği sanılırken, hücrelerin sunulan şartları bize yaşattığı ispatlandı. (İigilenenler için Bknz. “Bruce Lipton Deneyi”) Bu bizleri şu sonuca götürmektedir. Hücrelerimiz bize bizim istediğimiz hayatı yaşatır.  Yani hücre beyinden aldığı emirlerle “düşünülen durumu”  OLur, YAŞAr, YAŞATır.

Bizim bugün, üzerinde durmak istediğimiz nokta, SAĞLIKLI UZUN ÖMRE ulaşmak… Bu GERÇEĞE inanarak, AKIL ERDİRİRSEK; bunu hatırda tutarak, bazı eylemlerde bulunabilir, gerekiyorsa yaşam tarzımızı değiştirerek, yani kendi vücudumuza karşı duyarlı olmakla başlayabiliriz işe...

Öncelikle, insanın uzun ömrü istemesi, mutlu yaşamasıyla bağlantılı olduğunu kabul etmemiz gerekir. Hayattan zevk almayan insanın  kaliteli bir yaşam tarzı olmadığı için,  uzun yaşamayı da istemiyeceği ve kaderci bir yaklaşımla, kendine biçildiğine inandığı ömre razı olacağı doğaldır.

Oysa, hayattan zevk alarak, mutlu yaşayan insan, kişisel bilincinin yanında daha çok manevi birikimleriyle  hücresel bilgeliğini de artırarak hayatın güzelliklerini daha fazla deneyimlemek ve yaşlanmayı geciktirmek  için sağlıklı olan, kaliteli bir yaşam tarzını benimseyebileceği bir öz farkındalığa ihtiyaç duyar.

Hücrelerimiz kim olduğumuzu ve bizi neyin motive ettiğini bilir. 2008’de Michigan Üniversitesi’nde “gönüllülük” üzerine yapılmış olan bir araştırma ile 10.000 eyalet sakininin yaşam tarzı mercek altına alınmış. Son 10 yılda gönüllü çalışmalarda bulunan kişilerin, bunu yapmayanlara göre daha uzun yaşadıkları tespit edilmiş. 2004 ile 2008 arasında gönüllü çalışma yapmayanların % 4.3 ‘ü ölürken, gönüllü çalışma yapanların %1.6’sı ölmüştür.

“Gönüllülük” konusunda yapılmış bu araştırma, motivasyon sebeplerinin yaşam süresine etkisini göstermektedir. İnsan hayatında isterse, Ego merkezli bencillikten çıkarak, sosyal paylaşıma doğru ilerleme sürecinde şu aşamalardan geçer..

  • ·         Sevilmek ve kabullenilmek istiyorum, benim de ondan olsun.
  • ·         Her şeyi kendime saklarsam başkaları beni reddeder.
  • ·         Verdiğimde aldığımı görüyorum.
  • ·         Ne kadar fazlasına sahip olursam, o kadar çok verebilecek şeyim olur.
  • ·         Giderek daha çok verdikçe tatmin edici tarafı artıyor.
  • ·         En tatmin edici verme türü kendimden vermektir.
  • ·         En derin bağlantının cömertlikten geldiğini görmekteyim.

Yine de “insanca” bir benlik inşa etmek hücrenin evrimiyle doğru orantılı olarak bu aşamaları izlemektedir. Şu an içinde bulunduğumuz toplum yapımızda bir çok kişi hala henüz, ilk aşamada yollarına devam etmektedir. Bazı insanlar kaç yaşına gelirse gelsin bunu anlayamaz. Barışcıl bir toplum için gereken temel işlemdir bu.

Bugünlerde bilim insanlarını bahsettiği diğer bir konu da Telomer Testi. “Telomer; kromozomlarımızın ucunda yer almasına rağmen, herhangi bir genetik bilgiye sahip olmayan, hücre bölünmesi esnasında kromozomlarımızın aşınmasını önleyen bir bölüm.

Her hücre bölünmesinde telomerlerden bir parça eksiliyor. Hücre yaşlandıkça telomerler kısalıyor, çok fazla kısalınca da hücre bölünmesi duruyor, yani hücre ölüyormuş.

Telomer Testi esnasında ölçülen telomer boyunun uzun çıkması kişinin yaşlanma hızının az olduğunu gösteriyormuş. Telomer boyunun zaman içindeki değişimi ölçülerek kişinin yaşıtlarına oranla daha mı hızlı, yoksa daha yavaş mı yaşlandığını hesaplıyorlarmış.

Bu da göstermektedir ki Telomer boyu, kısalmasını önleyen tedavilerle veya beslenme tarzı ile yaşlanma yavaşlatılabilir.

Yaşlanmayı önlemek için anti-oksidan ağırlıklı (taze meyvelerden ve pişmemiş  ya da az pişmiş sebzelerden karışık) olarak her gün 10 porsiyon tüketmek gerekiyormuş. (Her insanın yemesi gereken porsiyon ölçüsünün kendi avuç içi kadar olduğunu hatırda tutmak gerekir.) Ayrıca lifli gıdalar,  sızma z.yağ, omega-3, yağlı ve soğuk su balıkları ile bitkisel proteinler almak da telomer boyunun kısalmasını önleyen etkenlerden.. Günlük kısıtlı kalori, düzenli egzersizle her gün en az 7-8 saat uyumak, stresten uzak durmak ve mümkünse haftada dört gün akşamları  sabah kahvaltı saatine kadar 12 saat aç kalacak biçimde hiçbir şey yememek, telomer boyu kısalmasını önlüyormuş.

Biliyorum ki, hücreler daima dinamiktir, sabit kalırlarsa ölürler. Ben hücrelerimin iyileşme yeteneğine güveniyor, böylece kendimi rahatlamış hissediyorum. İç ve dış dünyamın dengesini kurarken, “İnkar, engelleme, delilik, kurban rolü üstlenme, kontrolü olma ve diğerleri üzerinde baskı kurma” gibi perdeler kullanmamak için gayret gösteriyorum. Bunları yaparken, Evrende hakim olan 2 enerjinin farkındayım. SEVGİ x KORKU .. SEVGİ yüksek titreşimli enerjiyken, KORKU tam tersine düşük titreşimli enerjidir. Sevgi, yüceltir, özgürlüğe götürür, büyüme ve gelişmeyi davet ederken, Enerjimiz düştükçe sevgiden uzaklaşırız. Düşük titreşimli enerji KORKU, aşağı çeker, tutsaklığa götürür ve cezalandırır.

Ana Kaynağıma minnet doluyum ki tüm kaynakların bende olduğunu, bana tam ve tamam olduğumu hissettirdi her zaman. Ne geçmiş için pişmanlıklar, ne de gelecekle ilgili kaygılar taşımıyorum. Akıştayım. Huzurluyum…

Hedeflerinize ilerlerken sevgi ve neşede kalınız.

Çolpan Işın Taner

26 Ağustos 2017

 

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn
primi sui motori con e-max

Sosyal Medya

Yazı Takvimi

« October 2017 »
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
            1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30 31          

REVOLUTIONARYFIRE

Kendimden bile hala sakladığım hangi devrimlere sahibim ?