Buradasınız: HomeARŞİV

PERÇİNLEMEK İSTİYORUM O ANLAMI / SELMA BÜYÜKDAĞ

A: Olabilir miyiz?

B: Ne olabilir miyiz?

A: İnsan.

B: İnsan?

A: Evet, gerçekten insan.

B: İnsan değil miyiz, ne demek olabilir miyiz insan?

A: Ne demek insan?

B: Soran sizsiniz, siz söyleyin, ne demekmiş “insan”?

A: Dilimize göre: “…, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı. Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse)” dedi, insan olmaya çalışan…

Ve sözlerine devam etti:

A: Şimdi söyler misiniz, ne kadar insanız, ne kadar insan?

B: O zaman;

birilerini ya da bir şeyleri elde etmek için ahlakımızı hiçe saydığımız,

huy ve ahlak yönünden üstün olmayı bıraktığımız,

anlık gösteriş ve zevklerimiz için, kendimize bel altı vurduğumuz kadar,

evreni bütün olarak kavrayıp, huşu bulmak yerine, birilerini taklit ederek vuku bulduğumuz,

kendini keşfetmek yerine, hayal kırıklıklarıyla, kişilere bağımlılıklarımızla savrulduğumuz,

kendi bulgularımızı oluşturmak yerine, başkalarının, her işin erbabı olduğunu kabul buyurduğumuz,

her şeyi değiştirebilme gücüne sahip olduğumuz halde, ayakta uyuduğumuz ve ayakta uyuyanların arasında uyanık bulunduğumuz,

üstün niteliklerimizin farkındalığıyla ve düşünmenin anlamıyla konuşabildiğimiz kadar insanız o halde biz canlılar…”

A: Ve belki de inanabildiğimiz,  güvenebildiğimiz ve sevebildiğimiz kadar…

“Ne dersin, olabilir miyiz?”
“Ne olabilir miyiz?”
“İnsan…”

Sevgilerimle,
Selma Büyükdağ

https://selmabuyukdag.com/2017/10/08/percinlemek-istiyorum-o-anlami/

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

LU MEDİTASYONU / SILA ÖZDEMİR

Lu Meditasyonu, Luviler’in (Işık İnsanları) uygulamış olduğu ilk ve en doğru olan meditasyon tekniğidir. Eski dönemlerden günümüze kadar Antik Mısır öğretilerini temel alan Memphis  Misraim riti, Altın Şafak Hermetik Cemiyeti ve bunlara bağlı topluluklar bu meditasyon türünü uygulaşmış ve bir sonraki nesile aktarılmasını sağlamışlardır. Hititler’e kullandıkları logogram ve heceogram şeklindeki hiyeroglif yazı Luviler tarafından öğretilmiştir. Luviler ticaret dolayısıyla yapılan seyahatler sonucunda Mısır İmparatorluğu ile yakın ilişkiler sürdürmüş ve yaşadıkları süre boyunca bilgi alış verişinde bulunmuştur.  

Luviler, Lu Meditasyonunu Mısır’a hediye ederken, Hermetik Prensiplere ve Simya Öğretilerine ilişkin ezoterik bilgiler de ehli olan Luvilere aktarılmıştır. Luvilerin Işığı ve Mısır’ın Bilgisinin birleşmesiyle meditasyonun en doğru şekilde uygulanış biçimi ortaya çıkmış ve ismi Lu Meditasyonu olarak kalmıştır.

İçerik ve Özellikler

* Lu Meditasyonu Işık Meditasyonu anlamına gelir. Güneş ile birlikte yapılır. Diğer tüm meditasyonların kaynağını oluşturur. *Lu Meditasyonu astrolojik yılın başlangıcından itibaren yani kuzey yarım küreye baharın gelişiyle ve doğanın uyanışıyla birlikte uygulanmaya başlanır. Güneşin etkisinin azalmaya başladığı sonbaharın geç dönemlerine kadar uygulanabilir.  * Ortalama üç ayda bir sıklıkta yapılır. Tekrarlamakla ilgili bir sınırlama yoktur.  *Sabahları açık havada güneşin ilk ışınlarıyla birlikte yapılması en mükemmel etkiyi yaratır.  * Meditasyon boyunca gözler kapalı haldeyken Spirit Göz olarak bilinen epifiz bezi bölgesinde bir noktaya odaklanılır. * Lu Meditasyonu yaparken meditasyon süresi boyunca her iki el de Kohen El İşareti yapar durumdadır.

* Lu Meditasyonu, Kaballa’daki eşit kollu haç biçiminde  bir zeminde yapılır. Bu şekli elde etmek için iki adet mat ya da katlanmış battaniye, yatay ve dikey olarak tam ortadan kesişecek şekilde serilerek kullanılabilir.  

*Lu Meditasyonu kristallerle yapılan bir meditasyondur. Kristallerin en önemli işlevleri hafızalarında enerjiyi ve enformasyonu saklayabilmeleridir. Kristaller, meditasyon sırasında harekete geçen ve yayılan enerji paternlerini depolaması, daha sonrası için bu enerjiyi güçlendirerek bulunduğu çevreye manyetik olarak yayınlaması amacıyla kullanılmaktadır. Kristaller alandaki enerjiyi pozitifte tutmak için koruyucu, yansıtıcı ve dengeleyici özelliği olan araçlardır.  

* Lu Meditasyonunda dört adet küçük ametist taşı kullanılır. Meditasyonun başında küçük ametist kristalleri oturduğumuz matın ön tarafına dizilir. Taşlarla düz bir üçgen oluşturulur. Dördüncü taş oluşturulan üçgenin merkez noktasına yerleştirilir.  * Meditasyon sırasında derin nefesler alıp vermek beyin dalgalarının daha derinleşmesini sağlar. Alınan her nefes karın boşluğunu tam dolduracak şekilde olmalıdır. Genellikle nefes normal hızda alınırken, daha yavaş ve "tıs "sesi çıkarılarak verilir. Tıs sesi konsantrasyonu artırır, kainattaki tüm canlı ve cansız varlıkları, enerjinin tüm boyutlarını hissetmeyi kolaylaştırır. Meditasyon sırasında oluşan enerji akışının kalitesini ve devamlılığını destekler.  

Meditasyonun Uygulanması

1. Meditasyona başlamak için Güneş’i net olarak gören bir yer seçilir.

 2. Zemine serilecek eşit kollu haçın yönü de doğuya dönük olacak biçimde belirlenir.

  3. Bağdaş kurup rahat bir şekilde omuzlar dik pozisyonda oturulur ve yavaşça gözler kapatılır. (Omurganın rahat olduğundan emin ol ve aldığın nefesle spiral enerji akışını hisset)

4. Meditasyon boyunca tüm duruşlarda eller Kohen El İşareti pozisyonunda tutulur.

 5. Avuç içleri aşağı bakacak şekilde, önce sol el sağ dizi, sonra sağ el sol dizi kavrayacak biçimde çaprazlanır.

 6. Bu şekilde 10- 15 dakika kalınır ve gözler kapalı halde  Spirit Göz hizzasında bir noktaya odaklanılarak derin nefes alınıp verilmeye devam edilir.

 7. Eller yavaşça göğüs hizasına doğru yükseltilir.Bunu yaparken sağ el sağa, sol el sola doğru yavaşça hareket ettirilerek göz hizasına doğru kaldırılır. Tam ellerin buluştuğu noktada ortada üçgen bir boşluk oluşturulur. Baş parmaklar üçgenin tabanını oluşturacak ve alın-burun hizasına dayanacak biçimde üçgen bir süre spirit Göz bölgesinde sabitlenir.

 8. Bu haldeyken hazır hissedildiğinde 3 kere arka arkaya aralarda derin nefesler alarak   “Kİ HA ATTA ŞAMŞEL” uzatılarak sesli olarak okunur-içinden de uzatarak okunabilir-.

 9. Ön tarafta duran dört tane ametistten ikisi eller maşa gibi kullanılarak tutulup göz hizzasına kaldırılır. (Taşları yerden alırken gözler çok hafif aralanabilir)

10. Eller güneşe doğru uzatılarak derin bir nefes alınır. Sonra taşlar ağız hizasına  yaklaştırılarak yavaşça verilen nefes  taşlara doğru üflenir

 11. Üflemeyi bitirirken sol el ön tarafa, sağ el arka tarafa uzanacak şekilde kollar yavaşça öne ve arkaya uzatılır. Taşlar ellerden bir maşanın arasından bırakılıyormuş gibi yere koyulur.

 12. İlk iki taşı yere bıraktıktan sonra eller tekrar Spirit Göz hizasında ortada üçgen biçiminde bir boşluk oluşacak şekilde tutulup derin bir nefes alınır. 

13. Verilen nefesle ön taraftaki diğer iki taşı almak için eller tekrar yere götürülür. 

14. Taşları yerden aldıktan sonra eller yine göz hizzasına getirilip güneşe doğru uzatılır. Alınan nefesle (vakum efektiyle almak daha yararlıdır) güneşteki yaşam enerjisinin tüm varlığını kaplayıp saf enerjiyle doldurduğu hissedilir. 

15. Daha sonra taşlar ağız hizasına  yaklaştırılarak taşlara doğru yavaşça nefes verilir.

16. Verilen nefesle birlikte  kollar rahat bir şekilde yanlara uzatılır,  taşlar sağ ve sol tarafa  yavaşça bırakılır.   

17. Bütün taşları 4 yöne bıraktıktan sonra derin bir nefesle kollar güneşe doğru uzatılır ve üçgen oluşturulur. Birkaç nefes bu şekilde kalınabilir.

18. Daha sonra meditasyonun son bölümü olan Osiris Duruşu’na geçilir. Bu pozisyonda ayaklar birbirine paralel olarak yere basacak şekilde dizlerden bükülüdür. Kollar çapraz ve avuç

içleri omuzları kavrayacak şekildedir. Dirsekler çapraz olarak dizlere temas eder durumdadır. Eller Kohen El İşareti pozisyonundadır.

19. Osiris duruşunda Spirit Göz ile Güneş’e bakılarak (Yüz Güneş’e dönük durumda ve göz kapakları kapalı konumdayken  epifiz bölgesinde bir noktaya odaklanılarak) olması istenilen şeyler düşünülür; derin derin nefes alınıp verilir. Olumlu düşüncelerin evrene salınmasıyla kişinin en yüksek iyiliğine olacak değişimlerin başlaması için üst benliğin rehberliği istenir. Maddesel ihtiyaçlara ya da paraya değil başarıya, bireyin yaşamına olumlu yönde katkısı olacak değişimlere, niyetlere, dileklere odaklanılır.    

Meditasyonun Sonunda...

*Taşlardan sol taraftaki; meditasyonu yapan kişinin üzerinde taşıması içindir. (üstbenlik ile bağlantı için)

* Sağ taraftaki taş en çok değer verilen ya da sevilen bir kişiye hediye edilir. (bilginin yayılması için özellikle hane dışındaki birine verilir)

 * Ön taraftaki; salona konulur (tüm etki alanın, hayatına sonradan girecek ya da çevrendeki herkes ve her şey için)

* Arka taraftaki; yatak odasına konulur. (Huzuru artırması ve rüyada bilgi almayı kolaylaştırması için)  

Lu  Meditasyonun Yararları

* Kişinin Alanını temizler, tazeler ve yeniden programlanmasını sağlar. * Yaşam enerjisi var olan tüm potansiyeliyle kişiye akmaya başlar. * Üst benlik (Yüksekbenlik) ile daha kuvvetli bir bağlantı kurma imkanı sağlar. Böylece  üst benlikten gelen mesajların bilincin farkında olduğumuz seviyesine ulaşması kolaylaşır. * İnsan sağlığını fizyolojik, psikolojik , mental, duygusal ,ruhsal ve bilişsel düzlemlerde çok yönlü olarak olumlu yönde etkiler * Kişinin günlük yaşantısının kalitesini artırır; Kendisiyle ve çevresi ile olan ilişkisine mutluluk ve doyum kazandırır. * Yaşam gücü, zindelik, zeka, yaratıcılık ve iç görü seviyelerini yükseltir.

*Verdikleri bilgilerden dolayı Shemuel Benshushan, Altın Şafak Hermetik Cemiyetine ve Memphis Misraim ritine teşekkür ederim.

DR.SILA ÖZDEMİR
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
www.facebook.com/doktorkuantum

 

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

POZİTİF DÜŞÜNMEK ERDEM Mİ? / EMRE GÜNEY

Size de hiç "olumlu düşün" ve tüm problemlerin uçsun gitsin dendi mi?
Ya da hayatınızdaki hedeflere ulaşmak için olumlu niyetlerle onu görselleştirin dendi mi?
Biliyorsunuz, özellikle Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı (1936) ya da Düşün ve Zengin Ol (1937) gibi kitaplardan bugüne, bu felsefe pek popüler. Peki ama bu felsefe gerçekten hayatlarımızı daha anlamlı ve tatmin edici kılıyor mu? Pek değil.
 
Aksine, Osho gibi bir guruya göre pozitif düşünme felsefesi bu konuda ortaya atılmış en büyük saçmalık. 
 
-Osho pozitif düşünmenin neden faydası yok? 
 
Osho'ya pozitif düşünce hakkında fikri sorulduğunda Osho bunun faydadan çok zarar getirdiğine inandığını söylemiş. Peki neden? Çünkü bunun realiteyi reddetmek olduğunu ve kendimize karşı dürüst olmayan bir davranış olduğunu savunuyor: 
 
"Olumlu düşünme felsefesi" gerçek dışıdır ve hiç dürüst bir davranış değildir. Bu, kesin olan bir şeyi görüp yine de bunu reddetmektir; ki bu da hem kendini, hem de diğerlerini kandırmaktır.
 
Pozitif düşünme akımı Amerika'nın insan düşüncesine aşıladığı en büyük felsefik saçmalık. Dale Carnegie, Napoleon Hill ve Hıristiyan rahip Vincent Peale gibi ünlülerin başı çektiği birçok insan bu absürd fikirle zihinlerini doldurdu ve bu fikri yaydı.
 
Bu fikir özellikle vasat zihinleri uyuşturuyor...
 
Dale Carnegie'nin kitabı Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı, neredeyse İncil kadar çok satmış bir kitap. Hiçbir kitap bunu kadar popülerliğe yaklaşamadı.
 
Hatta İncil daha çok ücretsiz dağıtıldığı ve dayatıldığı için bu kitapla kıyaslanmamalı bile. Oysa Dale'ın kitabını insanlar satın aldılar ve bu kitap bu ve benzeri ideolojide birçok başka kitabın doğmasına sebep oldu. Bu bana göre mide bulandırıcı.
 
Bütün bu olumlu düşünme, pozitif tarafı görme ve karanlık yüzü reddetme akımını Dale Carnegie başlattı. Ama siz karanlık tarafı görmeyerek onu yok ettiğinizi mi sanıyorsunuz? Sadece kendinizi kandırıyorsunuz. Gece orada olacak. Sen 24 saat boyunca gündüzü yaşadığını düşünebilirsin. Ama senin öyle düşünmenle günde 24 saat gündüzü yaşıyor olmayacaksın.
 
Negatif olan da en az pozitif olan kadar yaşamın parçasıdır. Onlar birbirlerini dengelerler."
 
Osho Düşün ve Zengin ol kitabı için de şu fikirleri öne sürmüştür:
 
"Napoleon Hill'ı fakir bir adam olarak hatırlıyorum. Bu bile onun felsefesinin işe yaramadığını görmek için yeterli bir kanıt. Sonradan, kitabını satarak zengin oldu.
Onu zengin eden olumlu düşünme değildi. Onu zengin eden şey dünyanın dört bir yanında kitabını satın alan ahmaklardı. Onu zengin eden şey, kitabı için verdiği emek, çaba ve çalışmasıydı. Ancak kitabın çıktığı ilk günlerde o, kitapçı dükkanlarında bekliyor, insanları kitabını satın almaları için ikna ediyordu. 
 
Bir gün Henry Ford'un son model arabasıyla hafif bir şeyler okumak için bu kitapçılardan birine geldiği ve Napoleon Hill ile arasında geçen bir konuşma anlatılır. Napoleon Hill bu fırsatı kaçırmak istemez ve Henry Ford'a giderek "Yeni, müthiş bir kitap çıktı; bunu okursanız çok mutlu olacaksınız; üstelik bu yalnızca bir kitap değil, aynı zamanda kesin bir başarı yöntemini anlatıyor" demiş. Henry Ford adama bakmış ve "Kitabın yazarı sen misin?" diye sormuş. Napoleon Hill da gururla "Evet kitabı ben yazdım" demiş. 
 
Napoleon şu konuda gurur duyabilir. Bu yazılan kitap bir eserdir. Çünkü ıvır zıvırdan tutulan bir eser yaratmak ustalıktır. 
 
Henry Ford kitaba hiç dokunmadan Napoleon'a tek bir soru sormuş: "Buraya kendi arabanla mı yoksa otobüsle mi geldin?" Napoleon onun ne demek istediğini anlamamış ve "tabii ki otobüsle geldim" demiş. 
 
Henry Ford, "Dışarıya bak. Bu benim özel aracım ve ben Henry Ford'um. Başkalarını kandırıyorsun. Kendi araban bile yok ama Düşün ve Zengin Ol diye kitap yazıyorsun. Ama ben düşünmeden zengin oldum. Bu yüzden buna takacak değilim. Sen düşün ve zengin ol! Zengin olunca yanıma gel. İşte o zaman kanıtlarsın. Kitap buna kanıt değil." 
 
Napoleon Hill'ın zengin olduktan sonra bile Henry Ford ile görüşmeye cesaret edemediği söylenir. Ama Henry Ford ile kıyaslandığında, O her zaman fakir bir adam olmuştur ve fakirliğe bağlıdır. Henry Ford'un mantığı ise son derece açıktı. 
 
Diyor ki "hayır, salt pozitif düşünceyle ilgili hiçbir felsefeye, düşünerek bir yere gelinebileceği fikrine inanmıyorum."
 
Kısmi gerçekliğe bel bağlamak tehlikelidir.
 
Olumlu düşünmek negatifi bastırmak hatadır. Osho aynı zamanda sürekli pozitif düşünmeye zorlanmanın hayatlarımızın asıl gerçekliğini reddetmek olduğunu, bunun da dönüp dolaşıp bizi "ısıracağını" söylüyor ve şunları ekliyor:
 
Bana "Pozitiflik felsefesine karşı olup olmadığımı" soruyorsunuz. Evet, karşıyım; çünkü aynı zamanda negatiflik felsefesine karşıyım. 
 
Tek tek ikisine de karşı olmalıyım çünkü her biri gerçekliğin bir yarısı ve diğerinin görmezden gelinmesi.
 
Ve hatırlayın: Yarım bir gerçeklik bütün bir yalandan daha tehlikelidir. Çünkü bütün bir yalanı er ya da geç farkedersiniz. Tam bir yalan ne kadar süre siz onu keşfetmeden kalabilir ki? Yalan, neticede yalandır. O sadece kağıttan saraylardır. Ufacık bir esinti... Ve tüm saray yıkılıp dağılır.
 
Ama kısmi doğru tehlikelidir. Onu hiç farkedemeyebilir ve gerçekliğin tamamı sanabilirsiniz. Bu yüzden asıl problem tamamı yalan olan bir gerçeklik değil, kendini doğru ve tamam ilan eden kısmi bir gerçekliktir. İşte bu tam da bu insanların yaptığı şeydir. 
 
Sonuç: Mutlu görünen depresif ve sahte insanlar !
Zihninizdeki negatif fikirler bastırılmamalı, ama serbest bırakılmalıdır.
 
Osho negatif/olumsuz duyguların baskılanmasının zararlı olduğunu söylüyor:
"Zihninizdeki negatif duygular pozitif fikirlerle bastırılmaktansa serbest bırakılmalıdır. Ne pozitif, ne de negatif olan bir bilinç oluşturmalısıınız. İşte bu saf bilinçtir. Bu saf bilinç hali içinde olunca bugüne kadarki en doğal ve en keyifli yaşamı süreceksiniz.
 
Bir kişiyi sevmezsiniz, sevmediğiniz birçok şey olur... Bazen kendinizi, ya da içinde kaldığınız bir durumu sevmezsiniz. Tüm bu çöp bilinçaltında toplanıyor ve üst yüzeyde bir hipokrat (riyakâr/ikiyüzlü) doğuyor, ve şöyle diyor: "Herkesi seviyorum; sevgi, keyif ve mutluluğun anahtarı." Ama bu insanların hayatında bir mutluluk görmezsiniz. Tüm bu cehennemi içinde tutuyorlardır. 
Başkalarını kandırabilir bu adam. Ve kandırmaya yeterince uzun bir süre devam ederse kendini bile kandırabilir. Bu bir şeyi değiştirmeyecek. Bu sadece hayatı boşa harcamak. Hayat ise çok, çok değerli ve asla geri getirelemeyecek. 
 
Pozitif düşünme metodu ─doğru isim vermek gerekirse─ aslında hipokrat felsefesidir. Ağlamak istediğinizde size şarkı söylemeyi öğretir. Eğer denerseniz kontrol edebilirsiniz, ama bu bastırılmış yaşlar bir şekilde, bir yerde çıkacak. Baskılamanın bir sınırı vardır. Üstelik söylediğiniz şarkı da anlamsız; çünkü onu hissetmiyordunuz ve o kalbinizden gelmiyordu."
 
Kaynak: ideapod.com

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

AŞURA GÜNÜ VE ERİS ETKİSİ / MAHİZER BAĞIŞ

Bu yıl 30 Eylül 2017, Hicri takvime göre Muharrem ayının 10. Günü, yani Âşûrâ günüdür. Toplumumuzda bu özel günün faziletleri bilinmekle birlikte genel olarak Aşure tatlısı ile özdeşleştirilip, bu hüzünlü gün sevinçli bir şekilde geçirilir.

Muharrem Ayı ve Âşûrâ günü hakkında birçok kaynak ve yazı mevcuttur. Ben olayın tarihçesinde bazı yerlere mercek tutmak istiyorum. Ve günümüzde uygulanan kısmıyla ilgineniyorum ki, Müslümanım diyen bir toplum nasıl olurda kendi Peygamberinin torununun; çöllerde susuz bırakılarak katledilmesini bilmez. Nasıl olur da O Yas Günü tatlı dağıtıp sevap işlediğini düşünür.

Bu fitneyle gelen bir süreçtir. Sürecin başlangıcı Hz. Osman’ın halifeliği dönemine dayanıyor. Peygamber Efendimizin mühürü olan gümüş bir yüzük, Halifeler tarafından da mühür olarak kullanılırmış. Hz. Osman, Medine’nin biraz dışındaki Eris Kuyusu başında dururken, yüzüğünü yanlışlıkla kuyuya düşürmüş. Daha sonra tüm kuyu boşaltılmasına, günlerce aranmasına rağmen yüzük bulunamamıştır. Hz. Osman’ın katline sebep olan sahte fermanlar bu yüzükle mühürlenmiş ve kuyu “yüzüğü vermeyen kuyu” olarak anılmıştır.

Hz.Osman’ın katledilmesini, yetkilerini arttırdığı Suriye Valisi Ebu Sûfyan-oğlu Muaviye’nin kışkırttığı grup gerçekleştirmiştir. Bunu Halifelik kendisine geçer ümidiyle yaptırmıştır. Daha Hz. Ali’nin halifeliğini de kabullenememiştir. Böylece Müslümanlar için yıllar sürecek bir ‘fitne’ devri başlamış oluyordu…

Eris kuyusu, Fitnenin temelinin atıldığı yer olarak tarihte geçer.

Peki astrolojide Eris nedir?

İlk tespiti 1990 yılında yapılan Neptün ve Plüton’un yörüngesinde olan, Plüton dan biraz daha büyük bir gezegendir.  Aslında Pluton’un gezegenlikten çıkarılması; Eris’in keşfi sonrasında Pluton’dan büyük olduğunun ortaya çıkması olmuş. Uluslararası Astronomi Birliği toplanarak Pluton’un gezegenlik ünvanını elinden almıştır.

Bir de Mitoloji de bakalım Eris’e,

Yunan mitolojisinde Fesat Tanrıçası, Fitne Tanrıçası, Anlaşmazlık Tanrıçası diye geçer.

Eris,Yunan mitolojisinde savaş tanrısı Ares’in kız kardeşi olup kavga, fitne ve fesat tanrıçası olarak bilinir. Truva Savaşı’nın çıkmasına neden olduğu rivayet edilir.

Rivayete göre; Yunan tanrılarının en dürüstü, en dindarı olarak bilinen Aiakos’un oğlunun düğün törenine bütün tanrıları, tanrıçaları, ölümlüleri davet etmişler. Ama fitne ve fesat çıkartarak kavgaya neden olacağını düşünerek tanrıça Eris’i düğüne çağırmamış.

Eris hemen fitne ve nifak tohumlarını saçmış ortalığa. Üzerinde “en güzel olana” yazılı altın bir elmayı düğün alayına göndermiş.  Hera,  Athena, Afrodit herkes elmayı kendine layık görmüş. Zeus’ta işin içinden çıkamamış. Karar vermesi için yakışıklı Truva prensi Paris’i önermiş.  Truva Savaşı da işte böylece çıkmış. Kadın gitmediği düğünde bile fitne ile savaş çıkarmış.

İster bir kuyu olsun, ister gezegen, isterse Mitolojide geçen tanrıça adının geçtiği her yerde nifak var, fitne var. 1367 yıl önce Eris Kuyusunda kaybolan o mühürün sembolü, bugün Ortadoğu’yu birbirine katan IŞİD’in siyah bayrağının üzerinde bulunuyor. O günlerden gelen nifak tohumu büyümeye devam ediyor.

Âşûrâ gününe dönecek olursak, büyük bir zulmün yaşandığı bugünde yapılması önerilen 3 gün oruç tutmaktır. 29 Eylül, 30 Eylül ve 1 Ekim tarihlerinde oruç tutabilir, sadaka verebilirsiniz.

Kendi adıma çok sevdiğim Aşure tatlısını da başka zamanlarda yapıp komşularıma dağıtıyorum.

℘ Mahizer ℘

Mahizer Bağış

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

TALİSMAN- TILSIM NEDİR? / BUĞRA LUVİ


Tılsımlar, Hermetik Kaballa ve Simya’da, inisiyasyon, ritüel ve maji çalışmalarının içerisinde kullanılmaktadır.

Antik dönemlerden günümüze çağlar boyunca olumsuz enerjilerden korunma amacıyla tılsımlı objelerden ya da giysilerden faydalanılmıştır.

Tılsımlar,  süptil düzlemde herhangi bir tür enerjiyi harekete geçirmek; enerjinin ve enformasyonun akışına yön kazandırmak; uzay ve zaman boyutlarından bağımsız olarak enerjinin başka bir forma dönüşmesini tetiklemek için çalışır.

Tılsımlar;  geometri, sembolizma ve titreşimsel değeri olan alfabeler ile birlikte kurulan kutsal enerji devreleri ya da dönüşüm çarklarıdır.

Bir çizimin tılsım değeri olması için kutsal geometri, sembolizma ve majikal alfabelerin harflerinin kullanılarak oluşturulmuş olması gerekir. 

Tılsımlar Ne İşe Yarar?

Tılsımlar genel anlamıyla, kişinin hayatında uzun vadede olumlu etkiyi yaratacak enerjileri çağırmak için çalışır. Kişiyi ve sahip olduğu elektromanyetik çekim alanını olumsuz etkilerden korumaya yarar.

Tılsımlar, kişi üzerinde zihinsel, fiziksel, duygusal ve ruhsal düzlemlerde dönüşüm etkisi sağlamaktadır.

Bazı tılsımlar DNA’nın mavikopyasını aktive ederek yaratıcılığı ve üstbenlik ile bağlantıyı artırmaktadır. Böylece kişinin tam potansiyeline ulaşmasını mümkün hale getirmektedir.

Tılsımları günümüzde kullanılan elektronik cihazların anakartlarına benzetmek mümkündür. Tılsımların her biri ayrı bir amaca hizmet eder ve bir bilgisayarın işletim sisteminde çalışmak üzere tasarlanan birer yazılım gibidirler.

Tılsımlar, aynı zamanda antik çağlardan bu yana her dönemde bilincin üst boyutlarıyla temas kurmanın araçlarından biri olmuştur.

Tüm tılsımlar çeşitli frekansların “Kuantum Alan” a  yayılmasını sağlar.

Tılsımı üzerinde taşıyan ya da yaşam alanında bir obje halinde kullanan kişinin elektromanyetik çekim alanında değişim başlar.

Çekim alanının titreşimi ve niteliği değişen kişinin hayatında pek çok farklı katmanda olumlu değişim ve gelişim, iyileşme, dönüşüm ve ruhsal yükseliş meydana gelir.

Talisman tılsımları, kutsal geometriye dayalı bir düzen içerisinde, üzerine yerleştirilmiş Enokyan kodlar aracılığıyla belirli enerjilere aktivasyon kazandıran dönüşüm çemberleridir.

Talisman, okült geleneğin ve Kadim Mısır’ın Bilgisinin önemli bir parçası olan “Tılsım”ları  ezoterizmin gizli dünyasından, aydınlanmayı ve ışığa geçişi kolaylaştırmak amacıyla ortaya çıkarıyor.

"Talisman" Enokyan tılsımlara sahip olmak isteyen herkese ilk olarak bir giyim markası halinde sunuluyor. Oysaki giyen kişinin alanını negatif enerji ve etkilerden korumak amacıyla, üzerinde taşımak isteyenler için çeşitli kıyafet tasarımlarıyla tılsımları gündelik hayatın kullanışlı bir parçası haline getiriyor. 

Buğra Luvi

 

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

TEPKİYLE DURMANIN BİLMECESİ / SELMA BÜYÜKDAĞ

Çünkü tepki veren ve duranlar; çözülmesi gereken bir bilmece gibi… Biri, diğerinin anlamları içerisinde yön bulur gibi…

Duran; susan… Tepki veren; ekseriyetle kendini sevmeyi bilen ve kimseyi umursamadan yaşayan bir meyil gibiydi.

İki kelimeyi konuşturdum…

Tıpkı iki sevgili gibi..

Tıpkı iletişim kuramayan iki kişi gibi..

Tıpkı tanımlayamadığımız hallerimiz gibi…

Tıpkı çözülmesi gereken bir durum gibi…

Ve tıpkı içimizdeki çelişkilerimiz gibi… 

T: tepki vermek ve D: durmak kelimesi…

T: Neden duruyorsun?

D: Sıkıştığım için.

T: Neden hareketsizsin?

D: Bilmiyorum. Galiba senin için.

T: Neden işlemez oldu sözlerin?

D: Beni dinlemediğin için işlemiyor sözlerim.

T: Neden oyalanıyorsun yanımda?

D: Kendimi hissedebilmek için.

T: Neden kesildi sesin?

D: Sözüm kesildiği için.

T: Neden kalmayı sürdürüyorsun?

D: Varlığımı sürdürmek için.

T: Neden hep var olmak istiyorsun?

D: Sevilmek için.

T: Neden bekliyorsun?

D: Gitmeyi bilmediğim için.

T: Neden böyle yaşıyorsun?

D: Nedenini bilip de bir türlü çözemediğim için.

T: Neden benimle ilişkini kesemiyorsun?

D: Karşında anlamlandığım için.

T: Neden bu kalma isteği?

D: Sözlerimi dinlemen için.

T: Neden burdasın?

D: Seninle zaman geçirmek için.

T: Neden bu senin için bir görev gibi?

D: Sende bir cevher var gibi.

T: Neden ara verdin?

D: Bana atfettiğin için.

T: Neden benimle bu kadar ilgilendin?

D: İlgiyi sevdiğim için.

T: Neden karşılık verdin?

D: Tepkisizliğimi, karşılık zannettin.

T: Çünkü hiç duramadım…

D: Çünkü hiç konuşamadım…

 

Ve her tepki sorusunun içinde, durmanın bir anlamı gizliydi..

 

Sevgilerimle,

Selma Büyükdağ

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Sosyal Medya

Yazı Takvimi

« October 2017 »
Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
            1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30 31          

REVOLUTIONARYFIRE

Kendimden bile hala sakladığım hangi devrimlere sahibim ?